Orta Asya'nın Görünmeyen Gücü Kazakistan

Kazakistan'ın 16 Aralık 1991'de Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Briliği'nden ayrılarak bağımsızlığını ilan etmesinden sonra çok kısa zamanda ekonomik anlamda bölgede Çin ve Rusya liginde beraber koşabilecek bir ülke konumuna geldi.
16.12.2014
Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği ( SSCB)’nin  1991 yılında yıkılmasıyla uluslararası konjonktüre on beş yeni devlet daha katılmış oldu. 1985 yılında SSCB Devlet Başkanı olarak göreve başlayan ve büyük ölçüde ABD ile  yaşanan Soğuk Savaşı bitiren Mihail Gorbaçov, SSCB’nin dağılmasını önlemek amacıyla Perestroyka (yeniden yapılanma) ve Glasnost (açıklık) politikalarını uygulamaya koydu.
Nitekim uygulanan bu politikalarla daha esnek bir yönetimi benimseyerek dağılmayı önlemek isteyen Gorbaçov’un bu çabaları sonuç vermemiş ve SSCB 1991 yılında dağılarak on beş cumhuriyet ortaya çıkmıştır. Sovyetler Birliği’nin dağılmasından önce zaten birlik içerisinde bağımsızlık hareketleri artmaya başlamış ve SSCB’nin dağılmasından sonra on beş cumhuriyet ulus-devlet olma  yolunda çabaları ortaya çıkmıştır.Bu tarihten sonra dünyanın gözü artık Kafkasya ve Orta Asya’ya çevrilmiş oldu. Orta Asya coğrafyası içerisinde büyük bir alana sahip olan Kazakistan da başta Rusya Federasyonu olmak üzere Batı Avrupa’nın ve ABD’nin de  yakından takip ettiği bir ülke konumundadır.
Bağımsızlık Sonrası Rusya Federasyonu- Kazakistan İlişkileri
Sovyetler Birliği döneminde olduğu gibi bugün Rusya Federasyonu için Kafkaslar ve Orta Asya önemli bir jeopolitik bölgedir. Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra Rusya Federasyonu’nun Orta Asya bölgesinde  en çok önem verdiği ülke Kazakistan olmuştur. Kazakistan 1991 yılı öncesinde ”Kazakistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti” olarak  Sovyetler Birliği’ne bağlıydı. Çarlık döneminde  uygulanan Ruslaştırma politikaları Orta Asya’da da uygulanmaya çalışılmış  ve bu politika Orta Asya ve Kafkasya da bağımsızlık hareketlerini güçlendirmiştir. 1991 yılında tüm Kafkasya ve Orta Asya’yı saran bağımsızlık mücadeleleri Kazakistan da da etkili olmuş ve birliğin dağılmasından sonra varlığını Kazakistan Cumhuriyeti olarak devam ettirmektedir. Yüzölçümü olarak geniş bir alana sahip olan Kazakistan aynı zamanda yeraltı kaynakları  bakımından da çok zengin bir ülke oluşu gerek Rusya’nın sürekli  kontrol altına almak istediği gerekse batının ilgilisi çeken bir ülke olmuştur.
 
Kazakistan’ın doğal kaynak bakımından zengin oluşu ve Orta Asya da önemli bir ülke olması nedeniyle Rusya Federasyonu’nun ilişkileri sıcak tutmak istediği ülkedir. Kazakistan ve Rusya arasındaki ilişkilerde bir diğer önemli nokta ise bağımsızlık sonrasında  8 aralık 1991 tarihinde oluşturulan Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT)  anlaşmasını imzalaması olmuştur. Kazakistan, Rusya’nın 1992 yılının Mayıs ayında Dostluk, İşbirliği ve Karşılıklı Yardımlaşma Anlaşması akdettiği ilk BDT devleti olmuştur.[1]
Kazakistan bu tarihten sonraki dış politika ilişkilerinde tek yönlü bir politika izlemek yerine her ülkeye eşit mesafede yaklaşımı benimseyen çok yönlü dış politikayı uygulamayı amaçlamıştır. 1991 yılında göreve gelen Kazakistan’ın kurucu devlet başkanı olan Nursultan Nazarbayev de Kazakistan’ın uluslararası ortama entegre olabilmesi için modernleşmeyi öngörmüştür.
Ancak bu modernleşme batı geleneklerinin ve sisteminin Kazakistan da doğrudan uygulanması şeklinde olmamış, geleneklere bağlı kalarak bir modernleşmeyi beraberinde getirmiştir.
Rusya Federasyon’un Orta Asya da en fazla işbirliği içerisinde olduğu Kazakistan’ın ekonomik, siyasi ve askeri yapısının Orta Asya ülkeleri arasında en iyi seviyede olmasının en büyük sebebi şüphesiz Rusya ile kurulan iyi ilişkilerdir. Rusya’nın Kazakistan ve genel olarak Orta Asya ilişkilerinde belirleyici olan önemli bir nokta ise askeri işbirliği anlaşmasının imzalanması ve askeri üsler konusudur. Rusya SSCB döneminde ve hatta çarlık döneminden itibaren başta Kazakistan olmak üzere Orta Asya da bir güvenlik kuşağı oluşturmuştur. Buradaki amaçta Çin’in bölgede etkin olmasını engelleme ve bölgeyi kontrol altına almak olmuştur. Bu amaçla jeopolitik ve jeostatejik açısından önemli olan söz konusu bölgeye askeri üsler yerleştirilmiştir. Askeri üslerin yanında Rusya Federasyonu bölgede etkiliğini arttırmak ve devam ettirmek amacıyla Kazakistan’a ”yakın çevre doktrini” oluşturmuştur. Kazakistan ile Rusya arasında  bir diğer önemli bir gelişme ise enerji alanında olmuştur. Kazakistan, Türkmenistan gibi Rusya ile imzaladığı ortak bir deklarasyonla Hazar petrollerini Rusya üzerinden pazarlayacağını ilan etti.[2] Kazakistan’ın  Hazar petrolleri konusunda genel olarak Rusya tarafında yer alması eleştirilmiş ve bunun Kazakistan için olumsuz sonuçlar doğuracağı ifade edilmişti.  2000 yılında ise ekonomik gelişmelere paralel olarak  Beyaz Rusya, Tacikistan, Kırgızistan ve  Rusya Federasyonu ile ” Avrasya Ekonomik Topluluğu’nu”oluşturmuştur.
Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra Rusya Federasyonu ve Kazakistan cumhuriyeti arasında imzalanan askeri işbirliği anlaşması imzalanmış ve Rusya Kazakistan da daha önce tarihlerde  stratejik açıdan önemli olan bölgelere  yedi tane büyük askeri üs kurularak buradaki üs haklarını  bu anlaşmayla korumaya almıştır. Rusya federasyonu ile Kazakistan arasında askeri işbirliğinin bir diğer görüntüsü ise  2002 tarihinde imzalanan Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü (KGAÖ)dür. Anlaşma genel olarak Bağımsız devletler topluluğunun altı ülkesi ile imzalanmış ve taraflar bu anlaşmayla hükümetlerarası askeri ittifak kurmuşlardır.
Tarihsel olarak önemli bir jeopolitik ve jeostratejik bölgeyi kapsayan Kazakistan Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra Orta Asya cumhuriyetleri içerisinde ekonomik,siyasi ve askeri alanlarda en çok gelişen ülke olmuştur. Kazakistan’ın bu gelişmesinde şüphesiz bağımsızlık sonrası Rusya Federasyonu ile kurduğu pragmatik ilişkiler ve çok yönlü dış politika benimsemesi etkili olmuştur. Hem Orta Asya da tek nükleer güce sahip olması hem de yeraltı kaynakları bakımından zengin olması Rusya’nın bu bölgeye olan hassasiyetini arttırmakta ve yeterli doğal kaynağı olmayan batının bu bölgeye yaklaşımını istememektedir.
SSCB’nin yıkılmasından sonra Rusya’nın bölgede hakimiyetinin eskisi kadar olmamasını bir avantaj olarak değerlendiren ABD,Çin ve Batı Avrupa  Orta Asya’ya  daha çok dikkat çekmekte ve bunun sonucunda da Ortaya Asya da bir  güç mücadelesi ortamı ortaya çıkmaya başlamaktadır.
Türkiye-Kazakistan ilişkileri: Ortak tarihi bağlardan Siyasi, Ekonomik, Askeri işbirliğine
Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) içerisinde yer alan Kazakistan’ın 1991 yılında bağımsızlığını ilan etmesiyle Türkiye Kazakistan Cumhuriyetini tanıyan ilk ülke olmuştur. Kazakistan ile Türkiye’nin ortak tarihi ve kültürel bağlara sahip olması iki ülkenin iyi ilişkiler geliştirmesinde etkili olmuştur. Kazakistan’ın Türk cumhuriyetleri içerisinde ekonomik, siyasi ve askeri alanda en gelişmiş ülke olması Türkiye’nin Kazakistan’la ilişkilerin boyutunu da belirlemektedir.  Siyasi ilişkiler bağlamında Kazakistan -Türkiye ilişkileri genel olarak iyi bir noktadadır. Nitekim Türkiye’nin Orta Asya da etkili bir ülke olması için Kazakistan ile olan siyasi diyalogunu daha çok geliştirmesi ve bu yönde politikalar benimsemesi gerekmektedir.
Kazakistan’ın bağımsızlık sonrası çözmesi gereken en önemli sorunlardan biride diğer Orta Asya ülkelerine nazaran Rus nüfus yoğunluğun en fazla olduğu bölge olması nedeniyle geleneksel yapıların ve kültürün asimile olmasını engellemekti. Bu amaçla Kazakistan kurucu devlet başkanı Nursultan Nazarbayevde bağımsızlık sonrası ülkenin resmi dilini kazakça olarak belirlemiştir. Ayrıca Türkiye ile Kazakistan arasında 2010 tarihinde gerçekleştirilen ”Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyi” de önemli bir gelişme olmuştur.
Kazakistan 1991 sonrasında ciddi bir ekonomik bunalım yaşamış, sahip olduğu petrol ve doğal kaynakların zenginliği ile bu bunalımı asgari düzeye indirmiştir. Kazakistan’ın bu özelliği başta ABD olmak üzere Rusya Federasyonu, Çin ve Batı Avrupa’nın bölgede ticari faaliyetler gerçekleştirmesine imkan tanımıştır.
Türkiye ve Kazakistan ilişkileri sadece ortak tarih ve kültürel bağlar kapsamında ilerlemiyor. Aynı zamanda Kazakistan’ın bağımsızlık sonrası uluslararası pazara entegre olmasında ABD’den sonra  Türk şirketlerinin bu bölgede ticari faaliyetler gerçekleştirmesi de etkili olmuştur.
Ekonomik ilişkilerin yanında Türkiye ve Kazakistan arasında askeri işbirliği içinde son yıllarda karşılıklı adımlar atılmaya başlandı. Bunlardan en  önemlisi 2013 yılında Azerbaycan’ın Bakü şehrinde imzalanan Türkiye, Azerbaycan, Kırgızistan ve Moğolistan arasında kurulan  ”Avrasya Askeri Statülü Kolluk Kuvvetleri Teşkilatı (TAKM)”nın kurulması olmuştur. Bu yeni oluşuma  Kazakistan’ın da dahil edilmesi gündeme gelmekle birlikte Orta Asya ve Kafkasların  önemli ülkeleri arasında askeri işbirliği gerçekleştirmek amacıyla somut adımlar atılmış oldu.
Rusya’nın Avrasya Politikasında Kazakistan’ın Yeri ve Önemi:
SSCB’nin yıkılmasıyla birlikte eski post-Sovyet coğrafyasında işbirliği düzeyi ve etkileşim önemli ölçüde azaldı.Orta Asya ülkeleri kendi ulusal çıkarları doğrultusunda yeni ekonomik ortaklıklar arama ve Batı’ya entegre olma çabası içerisine girdiler.Bu stratejik eğilim doğrultusunda da Moskova’dan hem ekonomik hem de politik alanda uzaklaştılar.Aynı durum Rusya Federasyonu için de geçerliydi.Sovyetlerin yıkılmasıyla  birlikte ekonomik sorunlarla uğraşan Rusya,eski Sovyet ülkeleriyle bağlarını koparma yoluna gitti.Ancak Boris Yeltsin iktidarının son dönemlerinde muhalif kesimin de etkisiyle bu coğrafyaya yönelen Rusya,siyasi ve ekonomik bağları yeniden kurmak için çeşitli işbirliği örgütleri kurmak durumunda kaldı.
Özellikle Putin döneminde ivme kazanan Avrasyacılık fikri,esas itibariyle 20.yy’ın başında Çarlık Rusyasında kimlik bunalımıyla ortaya çıkan bir kavramdır ve Sovyetlerin kurulmasına da fikri açıdan hizmet etmiştir.Birçok Rus bilimadamı bu fikre katkı sağlayacak çalışmalar yapmış,Sovyetlerin kurulmasıyla da fikir teorikten pratiğe dökülmüştür.Fikir genel itibariyle Rusya’nın Batı ve Doğu kültürleri arasında birleştirici bir ülke olduğunu,her iki kültürden de beslenmekle aslında hiçbir kültüre bağlı olmadığını savunur ve Avrasya’da Rusya’nın dengeleyici bir rolü olduğuna,Rusya’nın bu coğrafyada önemli sorumlulukları olduğuna işaret eder.Sovyetler döneminde kendini bulan Klasik Avrasyacılık,SSCB çöktükten sonra da Yeni Avrasyacılık olarak Rusya Federasyonunun dış politikasında sahneye çıktı.Bu bağlamda Vladimir Putin döneminde IMF’ye olan borçlarını ödeyip ekonomik sorunlarını çözen ve dış politikasında kendine daha özgür bir alan oluşturan Rusya,bölgesel aktörlerle işbirliği kurup ayakta kalabilmek,sonra da kendi başına bir kutup oluşturmak amacıyla ‘Yakın Çevre’ doktirinini benimsedi.
Aynı zamanda Kazakistan başbakanı Nursutan Nazarbayev tarafından  da Sovyet sonrası bölgede özellikle ekonomik alanda işbirliğinin artırılması için desteklenen Avrasyacılık fikri,ilk defa 1994’te Moskova Üniversitesinde Nazarbayev tarafından dile getirilmiştir.Böylece Nazarbayev fikrin tanıtıcı vazifesini üstlenmiştir.Nazarbayev’e göre Avrasya coğrafyasının en önemli güçleri Rusya,Kazakistan ve Türkiye’dir.Rusya’ya bağımlı olan Kazak dış politikası ve ekonomisi Avrasyacılık fikrine destek vermektedir.Avrasya Birliğinin gerçekleşmesi çalışmalarına destek vermek için Türk tarihiyle ilgilenen Rus tarihçi ve Klasik Avrasyacılığın kurucusu Gumilev’in adına Kazakistan’da bir üniversite kurulmuştur.Bu bilgiler doğrultusunda Nazarbayev’in Avrasyacılığının etnik değil, bölgesel olduğunu ve Rusya’nın merkeziyetçiliğini kabul ettiğini söyleyebiliriz.
Putin’in Yakın Çevre doktiriniyle birlikte bölgesel bütünleşme içerisine giren Rusya,bu ülkelerin ABD merkezli Atlantikçi yapının içerisine girmesini önlemeye çalışmaktadır.Bunu da BDT gibi girişimlerde bulunarak ve Avrasyacılık fikrini ön plana çıkararak gerçekleştirmeye çalışmaktadır.1 Ocak 2012’de Avrasya Ekonomik Alanı’nın Rusya,Kazakistan ve Beyaz Rusya arasında imzalanmasıyla amacına ulaşan Rusya,bölgede ABD etkisinin kırılmasını önlemek yolunda önemli bir adım atmıştır.2015’e doğru Avrasya Ekonomik Birliği’ne dönüşecek olan AEA’nın Avrupa Birliği’nin yapılanma modelini örnek alacağı söylense de Birlik’in Sovyetler’i anımsatacağı da konuşulmaktadır.
Uluslararası Örgütlerde Kazakistan’ın Yeri:
Bağımsızlığını kazanmasıyla beraber hemen hemen bütün uluslararası örgütlenmenin içine girmeyi başaran Kazakistan,bu konumuyla dünyada kendinden söz ettiren bir Türk ülkesi olmayı başarmıştır.Dış politikasında çok yönlülüğe önem veren Kazakistan,ekonomik gücüyle de Batılı ülkelerin ilgisini çekmeyi baaşarmıştır.
Rusya’yla olan derin ekonomik ve siyasi işbirliğinin yanı sıra NATO’nun Barış İçin İşbirliği Örgütünde bulunmaktadır.Ayrıca 2010’da Avrupa Güvenlik ve İşbirliği teşkilatının başkanlığını üstlenen Astana,Şangay İşbirliği Örgütü’nün de en önemli ülkesidir.Nazarbayev bölgedeki bütünleşme çabalarına çok önem vermiş ve bu bölgede kurulan birçok örgütün temelini de atmıştır.Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü,CICA(Asya’da İşbirliği ve Güven Artırıcı Önlemler Konferansı, Orta Asya Birliği ve Avrasya Ekonomik İşbirliği Örgütü bunlardan en önemli olanlarıdır.
Türkiye’yle beraber Türk Dili Konuşan Ülkeler Devlet Başkanları Zirveleri sürecine önemli katkılarda bulunmuştur.İslam İşbirliği Teşkilatı’nda da faal olan İKÖ Dışişleri Bakanları Konseyi’nin 2011’de dönem başkanlığını yapmıştır.
Kazakistan uluslararası arenada önemli bir noktaya gelmesini dahil olduğu bu örgütlere borçludur.Bu örgütler sayesinde bölgesinde önemli bir ülke konumunu kazanmıştır.
 
Sonuç
Kazakistan’ın önemi jeopolitik konumundan ve sahip olduğu hidrokarbon kaynaklarından kaynaklanır.Bağımsızlığına kavuştuktan sonra diğer Türki cumhuriyetler gibi iç sorunlarla boğuşmayan Kazakistan bütün enerjisini kalkınmaya ve modern dünyada iyi bir yer edinmeye harcamıştır.ABD,Çin ve Rusya’nın bu coğrafyadaki yarışlarının odak noktasını oluşturan Kazakistan,uluslararası örgütlerde aktif rol üstlenerek,dünyayı ilgilendiren konularda söz sahibi olmaya çalışmaktadır.ABD’ye dayanan Atlantikçi sistemden ziyade Avrasyacılık’a yönelen Nazarbayev, Rusya’yla beraber Avrasya coğrafyasında önemli roller üstlenmeye hazırlanmaktadır. Nazarbayev’in Kazakistan gayrı safi milli hasılasını 2015 yılında 200 milyar dolara çıkartmayı hedeflemesi de,ülkenin Merkezi Asya’nın görünmez gücü olduğunu kanıtlamaktadır.
Gözde TOP / Boğaziçi Üniversitesi Tarih bölümü
Sinem KARADAĞ / Maltepe Üniversitesi Uluslararası İlişkiler ve AB bölümü